Dijital Çağda Mahremiyetin ve Kamusallığın Değişen Anlamları

Bu çalışmada ‘kamusal mahremiyet’ önermesini incelemeyi amaçlıyorum. Bu önerme mahremiyet ile kamusal alan arasındaki katı ikiliğe dayalı ilişkiyi bozar. Kornelia Hahn’ın 2024 tarihli “Intimacy and the Transformation of the Public Sphere” adlı makalesinde yer almaktadır. Bu konuyu adet döngüsü takip uygulamalarıyla bağlantılı olarak ele alacağım. Bu makale adet takip uygulamaları hakkında zihnimi sürekli meşgul eden bir argümanı yeniden düşünmeye sevk etti. “Verilerimizi alıp üçüncü taraf şirketlere satarak bedenlerimiz üzerinden kar elde ediyorlar” argümanını dijital çağda mahremiyetin ve kamusallığın ne anlama geldiği sorusuyla birlikte değerlendirmemi sağladı. Kadın bedeni Cumhuriyet döneminde modernleşmenin bir göstergesi olarak araçsallaştırılmıştır. Ataerkil bir yapı içinde ise bir seyirlik (veya bakışın nesnesi) olarak kullanılmıştır. Bu araçsallaştırma dijital çağda adet takip uygulamaları içinde yeniden ortaya çıkmaktadır. Dijital çağda mahremiyetin ve kamusallığın değişen anlamlarını adet takip uygulamaları üzerinden tartışacağım. Bunu yaparken uygulamayı ve kullanıcılarını entegre bir bütün olarak analiz etmeyi hedefliyorum.

Adet takip uygulamaları kullanıcılara dijital ortamda genital sağlıklarıyla ilgili günlük tutma fırsatı sunar. Hahn (2024, s. 45) Habermas’ın bahsettiği 18. yüzyıl mektup yazma ve günlük tutma pratiklerine atıfta bulunur. Bu pratikler günümüzde dijital platformlara taşınmıştır. Günlükler insanın kendi duygu ve düşüncelerini ifade etme ihtiyacıyla başlamıştır. Adet takip uygulamaları ise günümüzde kadınların kendi döngülerini takip etme arzusuna yanıt vermektedir. Her ikisi de benzer krizlerin bir sonucu olarak doğmuştur. Buradaki ‘kriz’ kavramını mevcut donanım ve teknolojinin yetersiz kaldığı bir durum olarak okumak gerekir. Bu yetersizlik insanı yeni bir şeyler yaratmaya itmektedir.

Verileri üçüncü taraf şirketlerle paylaşmayan adet takip uygulamaları da mevcuttur. Bu gerçek beni özellikle memnun etti. Bu uygulamalar içinde yer alan topluluklar yabancıların ortak bir konu bağlamında fikir paylaşması için ideal ortamlardır. İnsanlar kendi deneyimlerini paylaşarak benzer sorunlar yaşayan kişilerle dayanışmaya dayalı bir bağ kurabilirler. Aynı konu hakkında bilgi arayan diğer insanlarla da bu bağ üzerinden iletişime geçebilirler. Hahn bu konuyu Simmel’den yola çıkarak ele almaktadır. Çok sayıda kişisel olmayan ilişki modern bireylerin doğrudan deneyimlerinin ötesindeki uzak yerlere ve zamanlara yönelik bir ilgi uyandırmıştır. Aynı zamanda daha güçlü bir hayal gücü yaratmıştır (Hahn, 2024, s. 48). Bu topluluklar aracılığıyla mesafenin azalması belirli bir yakınlığın kurulmasını sağlamıştır. Ancak bir bireyin diğeri üzerinde güç kullanması çeşitli uygulama içi kurallar aracılığıyla engellenmiştir.

Habermasçı bir perspektiften bakıldığında bu topluluklarda gerçekleşen bilgi paylaşımı belirli bir düşünceyle örtüşmektedir. Bu düşünce günlüklerin ve mektupların başkaları tarafından okunacağı fikriyle yazılmış olmasıdır. Adet takip uygulamasını kullanan kişi semptomlarını ve adet tarihlerini uygulamaya girer. Bu bilgilerin uygulamayı kuran ve yöneten kişilerin yanı sıra diğer kullanıcılar tarafından da erişilebilir olduğunu bilir. Bu durum ona güven verir. “Döngümü takip eden ve benim adıma beni uyaran biri var” diye düşünerek ilgi gördüğü hissine kapılır. (Zaten verilerinin çalındığını düşünen bir kişi o uygulamayı kullanmaya devam etmez. Benim durumumda da kesinlikle böyle oldu.)

Hem adet takip uygulamalarının kendisi hem de içlerindeki topluluklar beden ile kişinin düşünceleri arasındaki ikili ilişkiye (Simmel’in deyimiyle: dyad) üçüncü bir göz olarak girer. Bu üçüncü göz ‘potansiyel bir kamu’ yaratır. Kullandığım dönemde Flo uygulamasının semptomlarımı analiz edebileceğini iddia eden bir sağlık asistanı vardı. (Elbette bunu bir ücret karşılığında yapıyordu.) Dahası Flo içindeki toplulukta semptomların paylaşılması yoruma açık bir mesajdı. Birçok kişi tarafından görülebildiği için bu paylaşımlar kamusal bilgi haline geliyordu. Adet takip uygulamalarının ‘potansiyel bir kamu’ yaratma olasılığı ‘kamusal mahremiyetin’ tipik bir örneğidir.

Mahremiyetin kamusallaşmasının sağladığı güvenin ve ilgi görme hissinin altında yatan başka bir neden daha vardır. Kullanıcının bu verileri kaydederek bedenine özen gösterdiği hissine kapılmasıdır. Kullanıcının bedeniyle olan mahrem ilişkisinin zedelenmesinin aksine mahremiyet bu uygulamalar sayesinde ve bunların içinde yeniden inşa edilir. Mahremiyetinin ihlal edildiğini hissetmek yerine uygulamayı ‘sağlıklı’ bir bedene sahip olmanın bir yolu olarak görür. Kaydedilen bilgileri yalnızca bu uygulamayı kullanan kişiler görebilmektedir (özellikle veriler üçüncü taraf şirketlerle paylaşılmıyorsa).

Son olarak Hahn’ın düğünler için oluşturduğu üçlü tarihsel şemayı adet takip uygulamaları için kullanmak istiyorum. Ancak önce bu üç tarihsel durumu açıklayacağım. Modern öncesi dönemde düğün evliliğin meşruiyet kazanması için tanıklar önünde gerçekleştirilmesi gereken kamusal bir eylemdi. Modernite ile birlikte evlilik kilise ve devletin kontrolüne girerek standartlaştı. Günümüzde ise düğünler ‘beyaz düğün’ adı verilen bir performansa dönüşmüştür (Hahn, 2024, s. 50-53). Adet takip uygulamalarında kullanıcıların kendi semptomlarını ve adet tarihlerini topluluklarda paylaşması Hahn’ın bahsettiği ilk döneme benzemektedir. Bazı kullanıcıların ise bilgilerini topluluklarda paylaşmaması ikinci dönemle benzerlikler taşır. Hatta kullanıcıların adet verilerinin üçüncü taraf şirketlere satılmaması da bu ikinci dönemi yansıtır. İkinci dönemde fiziksel izleyici kitlesinin yerini algoritmalar alır. Üçüncü dönemde ise adet takip uygulamalarının sosyal medya ağlarında sunduğu reklamlar devreye girer. Influencer’lar tarafından yayınlanan adet takip uygulamalarıyla ilgili videolar da buna dahildir. Ayrıca bu uygulamalardaki arayüz tasarımları (pembe renk kullanımı, kan/iç çamaşırı/hamilelik gibi durumlara ilişkin ikonlar vb.) kullanıcının kendi bedeniyle ilgili veri girişini bir performansa dönüştürür. Hahn’ın makalesinde belirtildiği gibi mahremiyet kamusal bir biçim alır. Bu uygulamaların kullanıcıları bu durumdan endişe duymak yerine kamusallaşmış mahremiyetlerinin tadını çıkarırlar.

Peki Flo kullanmayı neden bıraktım? Forumlarda benimkine benzer endişeleri olan insanlarla sohbet etmek elbette keyifli olabilirdi. Yine de verilerimin üçüncü taraf şirketlerle paylaşılmasından hoşlanmadım. Sosyal medya ağlarını çok etkili kullanan biri olarak bedenime ait bilgilerin de kamusallaşmış bir mahremiyetin parçası olmasını istemedim.

REFERANSLAR

Hahn, K. (2024). Intimacy and the Transformation of the Public Sphere. Theory, Culture & Society, 41(7–8), 41–56. https://doi.org/10.1177/02632764241299390

Bir Cevap Yazın